
Mardin, hızlı gezilmeyi sevmeyen bir şehir. Yokuşlu sokakları, dar geçitleri ve her köşede karşınıza çıkan taş işçiliği, koşturmacayı baştan reddediyor. Yine de iki gününüz varsa şehrin kalbini görmeniz mümkün; yeter ki güzergâhı saate göre kurun.
İlk gün sabahı Birinci Cadde'den başlayın. Şehidiye Camii ve Medresesi, Ulu Cami ve ardından Mardin Müzesi aynı hat üzerinde. Öğle sıcağı bastırmadan kapalı mekânlarda olmak iyi bir fikir; müze çıkışında Kasımiye Medresesi'ne geçip avlusundaki havuzun başında bir süre oturun. Akşamüstü Zinciriye Medresesi'ne çıkın, terastan ovaya bakın ve gün batımını bekleyin.
İkinci gün şehir dışına ayrılabilir. Deyrulzafaran Manastırı otele yirmi dakika mesafede; sabah erken gidildiğinde kalabalık olmuyor. Dönüşte Dara Antik Kenti'ne uzanın, kaya mezarları ve su sarnıçları öğle ışığında en etkileyici halinde. Akşam için eski şehre dönün ve bir teras restoranda yemek yiyin.
Küçük bir uyarı: sokaklar taş döşeli ve eğimli, rahat ayakkabı şart. Yaz aylarında öğlen 12.00-16.00 arası dışarıda gezmek yorucu olabilir, o saatleri otelde ya da bir kahvede geçirmek programı çok daha keyifli kılıyor.
Diğer Yazılar
Mezopotamya'nın Işığı: Fotoğraf Saatleri
Mardin'i fotoğraflamak için hangi saatler, hangi noktalar? Sarı taşın ışıkla kurduğu ilişkiyi anlatan pratik bir rehber.
Devamını Oku
Mardin Mutfağının Beş Vazgeçilmezi
Bölge mutfağını tanımak isteyenler için beş temel tabak: ikbebet, kaburga dolması, sembusek, firikli pilav ve mırra.
Devamını Oku